23 Ağustos 2015 Pazar

Udla İlgili Türkiye’de Yayınlanan Kaynaklar


Ud, yayınlanan metod sayısı bakımından Türk müziğinin en şanslı sazıdır diyebiliriz. Ney, tanbur, klasik kemençe, kanun ve Türk müziği keman metodlarının toplamı uddan daha azdır. Burada, yazılı veya görsel kaynakların hemen hepsini çok fazla analiz yapmadan vermeye çalıştık. Maksat, ilgilenenlere derli toplu bir liste sunmaktır.

 

İlaveli Ud Muallimi - Ali Salahi

Editör: Şamlı İskender. Osmanlıca olarak İstanbul’da yayınlanmış. 1340 (1924). 88 sayfa.

 


Ut Metodu - İskender Kutmani Yayını

İstanbul’da yayınlanmış. Tarih yok Büyük ihtimalle 1930-40’lı yıllar olması gerek. 16 Sayfa.

 
 
Ud Öğrenme Metodu - Udî Hacı Kadri Şençalar. 1. Metod.

Müzik Dünyası Yayınları. İstanbul 1974. 68 sayfa

Bestekâr ve udî Kadri Şençalar’ın kitabıyla ilgili olarak bir parantez açmamız gerekiyor. Ud metodlarını inceleyen bir yazıda bu kitapla ilgili olarak, “yaptığımız araştırmalar sonucunda, metod içinde yer alan etüdlerin Cemil Beşir'e ait ud metodundan aynen alındığı ortaya çıkmıştır” denilmekte ve yazar bilimsel ahlâksızlık ve hırsızlıkla suçlanmaktadır. Oysa Kadri Şençalar kitabın önsözünde kendisine Bağdat’tan gönderdiği notalar için Cemil Beşir’e teşekkür etmektedir.






Ud Metodu “Gelenekle Geleceğe” - Mutlu Torun

Çağlar Yayınları. İstanbul, 2000. 360 sayfa.

 


 
 

Ud Metodu Görerek Dinleyerek 1-2-3-4 – Mutlu Torun

Bemol Müzik Yayınları, İstanbul.  2005 -2012 yılları arası 4 cilt olarak yayınlanmıştır. 20+36+36+92 Sayfa

1. cilt kitap+VCD, diğerleri kitap+DVD şeklindedir.



 

Ud Metodu - Şerif Muhiddin Targan

Hazırlayan Zeki Yılmaz. İstanbul, 1995. 176 sayfa.

 

 
 
Ud Metodu - Onur Akdoğu

Senfoni Müzikevi, 8. baskı. İzmir, 2003. 272 sayfa.



 
 
Uygulamalı Ud Metodu -  Bahattin Turan

Ekol Müzik Merkezi, İzmir, 1993. 102 sayfa.



 
 
Ud Metodu - Temel Hakkı Karahasan

Alkım Yayınları, İstanbul, 2003. 96 sayfa.



 
 
Ud ve Musiki Yeni Ud Metodu 2. Cilt – Temel Hakkı Karahasan

Bestem Musıki Yayınları, İstanbul 2000. 80 sayfa.



 
 
Ud ve Musiki Yeni Ud Metodu 3. Cilt – Temel Hakkı Karahasan

Bestem Musıki Yayınları, İstanbul 2000. 96 sayfa.

 

 
 
Ud Metodu – Gülçin Yahya

Yurtrenkleri Yayınevi, Ankara 2005. 166 sayfa. CD ilaveli.



 
 
Ud Alıştırmaları – Gülçin Yahya

Yurtrenkleri Yayınevi, Ankara 2002. 106 sayfa.

 

 
 
Yorgo Bacanos’un Ud Taksimleri – Gülçin Yahya

Kültür Bakanlığı, Ankara 2002. 280 sayfa.

 

 
 
Temel Ud Eğitimi – Ersin Ersavaş,  İbrahim Kararoğlu

İSMEK, İstanbul, tarih yok. 192 sayfa.

 


 
Yeni Başlayanlar İçin Ud Metodu – Sevgican Güngör

Çankaya Müzikevi, Ankara 2008. 384 sayfa.


 
 
Ud Alıştırmaları, Teknik Çalışmalar – Enver Mete Aslan

Pan Yayıncılık, İstanbul 2011. 96 sayfa.

 

 
 
Ud Çalmayı Öğreniyorum – Doğan Tokgöz

Denizli’deki Servet Kasetçilik tarafından 2005 yılında 4 VCD olarak yayınlanmıştır.

 

 
 
Şerif Muhiddin Targan – M. Hakan Cevher

Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir 1993. 96 sayfa.

 

Bu yayınlardan başka, bir de ismi olup da kendisi ortada olmayan efsane haline gelmiş bir metod daha var: Cinuçen Tanrıkorur’un ud metodu. Ödül almış ama kitap hâlinde hiç yayınlanmamış, sadece fotokopilerle çoğaltılan bir eser. Sebebini bilmiyorum. Umarım bir gün yayınlanır.

Yukarıda listelediğimiz yayınların çoğu maalesef sadece sahaflarda veya kitap mağazalarının köşe kıyıda kalmış raflarında bulunabilmektedir. Ud öğrencilerine tavsiyemiz, öncelikle Onur Akdoğu’nun kitabıdır. Piyasada diğerlerine nazaran daha kolay bulunan ve pedagojik bir sıra takip eden değerli bir eserdir. Bunun yanında Gülçin Yahya, Mutlu Torun ve Enver Mete Aslan’ın kitapları da öncelikle temin edilmelidir. Aslında hevesli bir ûdi bu yayınların en basit olanından bile bir şeyler öğrenebilir ki bu azim ve merakla alakalı bir şeydir.     

30 Temmuz 2015 Perşembe

Yaylı Tanbur İlahi Bir Çalgıdır


Tanburi Cemil Bey henüz 43 yaşında iken dünya hayatına veda ettiğinde geride bıraktığı sanat mirası, taş plaklara kaydedilmiş taksimler, getirdiği yeni tanbur tavrı, özellikle saz eserleri başta olmak üzere besteleri, Rehber-i Musiki kitabı, gazete yazıları ve icat ettiği yaylı tanburdu. Oğlu Mesud Cemil’i yetiştiren baş talebesi Kadı Fuat Efendi’yi ve diğer bazı talebelerini de unutmamak gerek. Hocasından sonra sadece 4 yıl yaşayan Fuat Efendi bu kısa sürede babasının tavrını genç Mesud’a aktarmıştır.

Yaylı tanburun ilginç bir öyküsü var aslında. Cemil Bey’in alt telleri yükseltip akordu biraz dikleştirerek yayla çaldığı mızraplı ahşap tanbur bir süre sadece eşiği değiştirilerek hem mızraplı hem de yaylı olarak vazife görmüş. Dengeli ve dik durması için bir ara sapına kurşun ağırlık eklenmiş. Sonrasında alt tellerin birleştirilmesi, göğüs kısmına deri gerilmesi, can direği konulması, daha kalın teller takılıp tam dik akorda çekilmesi gibi yenilikler gerçekleşmiş. Gazino sahnelerine uygun yüksek volümlü ses vermesi için ahşap yerine metal cümbüş gövdesi kullanıldığı da olmuş ve madeni tekneli, ağaç tekneli, deri göğüslü, ahşap göğüslü çeşitli tanburlar ortaya çıkmış. Özetle, yeni icat edilen bir saz ‘Aman çorbada benim de tuzum olsun’ dercesine birkaç on yıl içinde farklı virtüözlerin katkısıyla dönüşerek mükemmele ulaşmış.

Günümüzde çoğunluk 6 telde karar kılsa da 7-8 tellileri de kullanılıyor. İcracıların getirdiği yeniliklerin yanı sıra yapımcı ustaların da ağaç eşik ve göğüs derisini özel malzemelerden seçip çeşitli işlemlerden geçirmesi çok kaliteli sazların ortaya çıkmasını sağlıyor. Mızraplı tanbur Türk musikisinin belki de en nazik ve hassas sazı olduğu için üzerine herhangi bir süsleme yapılmaz, zaten ortalama ömrü sadece 10 yıl olduğundan kimse buna gerek görmez.  Buna karşılık yaylı tanbur, mızraplının kaldıramayacağı dik akortlara çekildiği için daha sağlam ve uzun ömürlü olacak şekilde imal edilmektedir ve bu sayede çok süslü ve zarif, şaheser yaylı tanburlar yapılmıştır.

Yaylı tanbur hiçbir saza benzemeyen davudi, mistik tınısıyla çok sevilen bir saz oldu. Hatta cümbüş teknesiyle de olsa her zaman elit bir saz olan mızraplı tanburun popülerlik bakımından önüne geçti, ama iki tanbur sanki asırlardır berabermiş gibi birbirlerini tamamladılar. Günümüzde pek çok tanburi her ikisini de ayrılmaz bir ikili olarak birlikte icra etmektedir. Tanburi olmayan diğer müzisyenler de çaldığı için yaylı tanbur icracı sayısı herhalde mızraplı tanburunkinden fazladır.

Yaylı tanbura yapılan birkaç eleştiri sazın bazı özelliklerine değil doğrudan kendisine yöneliktir. Bunlar;

Tanburi Cemil Bey yaylı tanburu bir müddet kullanıp sonra terk etti.

Cemil Bey son günlerinde ana sazı olan mızraplı tanburu bile terk etmiş, sadece klasik kemençe çalar olmuştu. Belki de iç dünyasındaki kimseye anlatamadığı acılarını kemençenin o yakıcı sesi biraz dindiriyordu.

Yaylı tanburla ajilite gerektiren, yani süratli eserler çalınamaz.

Mızraplı tanburun zaten kendisi ajiliteye pek uygun olmayan bir sazdır. Cemil Bey’den önceki devirlerde eski tanbur tavrı denilen az mızrap vuruşlu ve bol çarpmalı bir tavır kullanılırmış, hatta dakikada 8-10 mızrap ancak vurulurmuş. Fasılların sonunda yürük eserlere sıra gelince tanburiler ‘Bunlar tanburla çalınmaz’ diyip sazlarını duvara dayarmış. Her ne kadar Cemil Bey’den itibaren tanburun icrası büyük gelişme gösterdi ve günümüzde çok daha geniş bir icra aralığına ulaştı ise de yapısından dolayı tanburun belli sınırları vardır. Bir enstrümanın gelişmişliği her eseri icrasıyla ölçülmez, yoksa tanbur veya ney de ilkel sazlar grubuna girebilir. Batı tipi virtüözite gerketiren eserlere ud ve kanun uyum sağlarken ney, tanbur, klasik kemençe gibi sazların daha kısıtlı bir repertuarının olacağı açıktır. Kısacası her iki tanburda da ajilite sağlamak zordur ve mızraplı tanburla çalınan hemen her eser yaylı tanburla da çalınabilir. Bu tamamen sıkı çalışma ve yeteneğe bağlı bir şeydir. Yaylı tanburu ajilite eksikliğiyle eleştirenler mızraplı tanburla ‘Koşan Çocuk’ çalmayı denesinler de görelim.

Günümüzde yaylı tanbur cümbüşten bozma bir çalgıdır.

Bir kısım çalgıların farklı malzemelerden yapılmış ucuz veya pahalı versiyonları olabilir. PVC ya da plastikten yapılmış ney ve kavalların TRT konserlerinde bile çalındığını görüyoruz. Nispeten ucuz plastik blokflütlerin yanında ağaçtan el yapımı bir blokflütün fiyatı 1.500-2.000 TL olabiliyor. Teknesine 2 çeşit ağaç ve göğsüne en kaliteli deri kullanılan ahşap yaylı tanburlar ortada dururken ucuz yaylı tanburlara cümbüş gövdesi takılıyor diye sazı tümden yok saymak gülünçtür. Bildiğimiz kadarıyla, Cümbüş firmasınca üretilen madeni tekneli mızraplı tanburlar da vardır. Mızraplı tanburun halk türü olarak bir aralar özellikle doğu illerimizde çok tutulmuş ve sanırım Malatyalı Fahri Kayahan bu çalgıyla meşhur olmuştu.

Yaylı tanbur, Cemil Bey devrinde saman alevi gibi parlayıp sönmüş ve tarihte kaybolup gitmiş bir denemedir.

Cemil Bey’den yıllar sonra bile pek çok tanburi ağaç yaylı tanburu, hem de geliştirerek kullanıyordu. Doğan Hızlan Mesud Cemil’in jübile gecesini anlatırken onun sahnede çaldığı 6 enstrüman için de yaylı tanburu da sayar. Bu nasıl tarihte kaybolup gitmiş bir deneme oluyor? Ayrıca yaylı tanbura karşı çıkanlar hiçbir enstrümandan elde edilemeyen o muhteşem sesin yerine neyi koymayı düşünüyorlar?

Gerçek tanburiler yaylı tanbur çalmaz.

Artık sözün bittiği yerdeyiz. Eğer hem mızraplı hem de yaylı tanburu birlikte çalan Mesud Cemil, İzzettin Ökte, Ercüment Batanay, Ferit Sıdal, Vefik Ataç, Fahrettin Çimenli, Yılmaz Pakalınlar vb gerçek tanburiler değilse siz en iyisi Cemil Bey’i de yok sayıp köklerinizi ‘bir mızrap vur, kahveni yudumla, sonra bir mızrap daha vur’ devrinde arayın.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Neyde Sağ ve Sol El Tutuşları


 
 
 
Klasik Türk musikisinin tek nefesli sazı olan neyde sağ veya sol el üstte olarak iki tutuş şekli vardır. Birincisine sağ üfleme, ikincisine ise sol üfleme denilmektedir. Neyin alt kısmında başparmak yardımı ile kullanılan ve acemaşiran deliği denilen yedinci delik, neyzenin sağ veya sol üflemesine göre biraz yan tarafa açılır. Buna göre iki türlü ney vardır ve bir neyzenin farklı açılmış bir neyi üflemesi mümkün değildir.

 
Klarnet, saksafon, obua, flüt, kaval, zurna, mey vs. bildiğimiz bütün nefesli çalgılar sol el üstte olarak icra edilirler. Nefeslilerde sağ el üstte çalan müzisyenler, telli, vurmalı diğer çalgılardaki solak müzisyenlerde olduğu gibi, küçük bir azınlıktır. Neyde ise diğer nefesli çalgılarda rastlanmayan bir oranda sağ el üstte üflendiğini görüyoruz. Neyzenlerin belki yarısından çoğu sağ üflemektedir. Bundaki ana etken ney ile Mevleviliğin yakın ilişkisidir. Ney, kudüm ile birlikte Mevlevi tarikatının temel sazı olmuş, Mevlevilikle iç içe geçmiş, dergâhların kapatılmasına kadar neyzenlerin neredeyse tamamı ya Mevlevi, ya da Mevlevi muhibbi olmuşlardır. Ayinlerdeki ihtiram (saygı) duruşunda çaprazlama olarak sol el sağ omuza, onun üstünde de sağ el de sol omuza konur. Neyzen sağ el üstte üfleyerek Hakk’a karşı sürekli bir ihtiram duruşunda bulunur. Bu da neyde asıl üflemenin sağ el üstte olması gerektiği bir durum ortaya çıkarmıştır. (Torun) Süleyman Erguner, Sencer Derya ve Ahmet Kaya’nın ney metotlarının üçü de sağ el üstte üfleyenlere göre yazılmıştır ve sol üfleyenler az sayıda ‘solak’ icracı olarak tanımlanmaktadır. Sol üfleyenler için hazırlanmış bir ney metodu henüz yoktur. Hâlbuki neyzenler yarı yarıya sağ veya sol üflemektedir. Bunun sağlak veya solak olmakla da pek bir alakası yoktur. Sağ üfleyenlerin çoğu başlangıçta hocaları öyle gösterdiği için sağ üflemektedirler. Şimdiye kadar yeni başlayan yaklaşık 15 öğrenciye ney temin etmelerinde yardımcı oldum. Ellerine bir kalem veya cetvel verip tutuşlarını göstermelerini istediğimde hepsi de istisnasız sol ellerini üstte tuttular. Kendi haline bırakıldığında öğrencilerin çok büyük kısmının sol üfleyeceği şüphesizdir. Sol üflemeye ağırlık verilmesi ney yapım ve öğretiminde standartlaşmayı kolaylaştıracaktır. Mevlevilik ve ney ilişkisi günümüzde neredeyse bir nostalji durumundadır. Kaldı ki geçmişten günümüze pek çok ney üstadı sol üflemektedir. Ney sazının gelişimi açısından öğrenci kendi isteğinin dışında sağ üflemeye yönlendirilmemelidir.


24 Mayıs 2015 Pazar

Tunere Göre Ney Akortları


Neyde akortlar dügâh perdesine göre, yâni tüm delikler kapatıldıkta sonra en üstteki delik açık bırakılıp üflenerek belirlenir. Mesela, kız ney akordunun dügâhı Sİ, yâni tunerde B harfi olduğu için kız neye ‘si ney’ denir. Aynı kural dilsiz kaval için de geçerlidir.

 
Rast
Dügâh
Kürdi
Segâh
Çargâh
Nevâ
Hüseyni
Acem
Bolahenk
D
E
F
F#
G
A
B
C
Sipürde
C
D
D#
E
F
G
A
A#
Müstahzen
B
C#
D
D#
E
F#
G#
A
Yıldız
A#
C
C#
D
D#
F
G
G#
Kız
G#
B
C
C#
D
E
F#
G
Mansur
G
A
A#
B
C
D
E
F
Şah
F
G
G#
A
A#
C
D
D#

 


Bolahenk: Mİ Ney

Sipürde: RE Ney

Müstahzen: DO Diyez Ney

Yıldız: DO Ney

Kız: Sİ Ney

Mansur: LA Ney

Şah: SOL Ney

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Tanbur mu, Tambur mu?

                              



Klasik Türk musikisinin sembolü olan sazımızın tambur olarak yazılması ne zaman başladı bilmiyoruz ama Cemil Bey’in 1910’lı yıllarda Orfeon Plak Şirketince yapılan taş plaklarının üstü hem Osmanlı hem de Latin harfleriyle yazılmış. Osmanlıcasında nun harfi ile طنبور ‘tanbur’ ve طنبوری ‘tanburi’ şeklinde yazılırken Latin harfli kısmında ‘tambour’ ve ‘Tambouri Djemil Bey’ yazıları görülüyor. Harf devriminden ortalama 15 yıl önce yayınlandığını düşünürsek ‘ara taxim’ deki -ks karşılığı olarak x harfi iyi bir aktarım olmuş.

‘Tanbur değil, tambur’ iddiasında olanların dayanağı, Türkçede -nb harfleri yan yana gelince -n harfi -m okunur kuralı. Kanbur: kambur, penbe: pembe vs. Bu nedenle tanbur da tambur yazılıp okunmalıdır deniyor. Kamûs-ı Türkî’nin orijinalinde tanbur şeklinde yazılırken Tercüman gazetesi tarafından 1985 yılında "Temel Türkçe Sözlük" adıyla yeniden yayınlanan güncelleştirilmiş nüshasında tambur olarak değiştirilmiş. D. Mehmet Doğan’ın ‘Büyük Türkçe Sözlük’ünde de tambur olarak geçiyor. Dil Kurumu’na ait http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts ile Büyük Türkçe Sözlük’ün http://www.buyukturkcesozluk.net/   sitelerinde tanbur yazınca çıkmıyor, ancak tambur kelimesini girerek bir maddeye ulaşabiliyoruz.

Tambur şeklinde kullanımın çoğunlukla müzik dışı çevrelerde görülmesi zaten cevabı kendiliğinden veriyor. Türk musikisi camiasında böyle bir tartışma yoktur, çünkü hiç kimse tanbur sazına tambur demez, hatta tambur denmesi pek hoş karşılanmaz. Geçmişten günümüze Türk musikisi ile ilgili kitaplara, tanbur metodu kitaplarına, internetteki Türk müziği sitelerine, devlet korolarının, çalgı yapımcılarının, icracıların sitelerine baktığımızda hep tanbur yazıldığını görürüz. Hiçbir tanburi sazını tambur, kendini tamburi olarak adlandırmamıştır. Cemil Bey’in Rehber-i Musiki ve Rauf Yekta Bey’in Türk Musikisi kitaplarında da kullanılan kelime tanburdur.

Anlaşılan, sözlük yazarları kelimeleri sadece imla kurallarını gözeterek yazıyorlar ve tartışmalı durumlarda o kelimenin ilişkili olduğu çevreye danışma ihtiyacı hissetmiyorlar. İddia edilen kuralı genelleştirecek olursak o zaman İstanbul’un da İstambul olarak yazılması gerekirdi. Yok, o özel isim denecek olursa tanbur da ait olduğu camiada özel bir isimdir.

Kısacası, Türk musikisi çevrelerinde tanbura tanbur denir. Aslı budur ve sözlükçülerin müzik dışı çevrelerin kullanımını doğru gibi göstermeleri hatalıdır. İmla ile fazla oynanırsa nerede sonlanacağı belli olmaz. ‘Canım, yumuşatma işareti kullanmasak da olur, kar veya kâr, cümlenin gelişinden anlaşılır’ derseniz sonunda ‘Birlikte iş yapalım, karını paylaşalım’ esprilerine geliriz.